14 Eylül 2010 Salı

KADIN ve ÖLÜM (Kısa Bir Hikaye)

Kemal sürekli evinin yakınındaki, büyük bahçeli, iki katlı lüks bir kafeye gidiyordu.
Asgari ücretle çalışan Kemal, neredeyse maaşının tamamını o kafede harcıyordu.
Nezaman görsem onu aynı kafede, aynı masada oturur ve devamlı birşeyler sipariş ederdi.

Kemal 24 yaşlarında kızıl saçlı, çilli bir çocuktu. Kısa boyluydu ve tıknazdı.
Aslen karadenizliydi. Aslında fena adam değildi kemal, esprili ve zekiydi.
Buna rağmen yanında pek kadın göremezdiniz. Sürekli yalnız gezer, yalnız yaşardı bu garip hayatı.
Geçmişte birkaç takıntısı olmuştur sanırım ama bahsetmezdi bile kadınlardan hiç...
Bi ara gay olduğunu bile düşündük :)

Son zamanlarda baya durgundu. Ne esprilerimize gülüyordu artık ne'de sohbetlerimize dahil oluyordu.
Bu durgun hali yalnızca benim değil çevresindeki birçok kişinin'de dikkatini çekmiş olmalıki
herkes o biyerlere gittiğinde arkasından ''hay Allah neyi var acaba çocuğun eskisi gibi değil,O haylaz, konuşkan çocuk gitmiş, yerine tembel, sessiz, suratı asık bir çocuk gelmiş''diyorlardı
Kemal'i tanırım bir derdi olmalıydı mutlaka yoksa hiç böyle yapmazdı.
Dayanamayıp bir an evvel öğrenmek için akşam yemeğine çağırdım o'nu, Belki bir iki tek'te atardık yemeğin yanında.
Akşam olduğunda geldi Kemal. Gelirken de tatlı getirmiş saolsun, çocukluğumdan beri çok severim şekerpareyi.
Üzerinde mavi çizgili beyaz, uyduruk bi t-shirt. Altında da siyahtan beyaz olmak üzereyken evrimini tamamlayamamış gri bir pantolon vardı.
Zoraki gülümsedi kapıdan girerken.Elleri iki yanında, salladı ağrıyan başını usulca ''merhaba'' dedi. Buyur ettim bende gene o sinsi gülüşümü yaparak içeri...
Yemeğin yarısına geldiğimizde kafamız'da hafif çakır olmuştu sanki... Çıkardım bir sigara yaktım sonra kemalede uzattım.
Derin bir fırt çektikten sonra dumanın yarısını dışarı üfledim, yarısınıda içime yatırım yapıyormuşum gibi hapsettim...
Baktım Kemal'e... ''Kemal'ım iyi görmüyorum seni bu sıralar, böyle değildin sen konuşkandın, bir sıkıntın mı var ?''
Herhalde rakınında vermiş olduğu, cesaret ve duygusallıktan olsa gerek çözülüverdi Kemal'ın ağzı...
''Bir kadın var piir'im bir kadın'' dedi çatallı kısık sesiyle...
Zaten anlamalıydım bizim gibi herifleri en çok bir kadın bu hale sokabilirdi...
Kemal'ın anlattığına göre;
Sürekli gittiği o kafede bir kadın varmış. Aynı zamanda kafeninde sahibesiymiş bu kadın.
Uzun uzun kadını anlattı bana...

>Sanırım seviyorum onu.
>Belki çocukça bir sevgi, belkide platonik ama ne yapayım seviyorum galiba
>Ona sorsan haberi bile yoktur kadıncağızın.
>Kafeden içeri nezaman girsem, o kadar garson olmasına rağmen, yanına gidip selam verdikten sonra siparişmi ona veriyorum
>Belkide kahvemi onun elinden içmek iyi geliyor bana, mutlu oluyorum çocuklar gibi
>Bahçede bir masası var oracıkta oturur kitabını okur ve sigarasını tüttürür devamlı.
>Pek bişeyede elini sürmez hani.
>Olgun, bakımlı bir kadın 38-40 yaşlarında felan
>Siyah, dalgalı, uzun saçları omuzlarına adeta saten bir çarşaf gibi seriliverir
>Uzun bir etek giyer sürekli, bacak bacak üstüne atar, ama anlıyamazsın nasıl oturduğunu.
>Eteği sanki sonbaharda esen serin rüzgarların, kurumuş, sararmış yapraklarla alay eder gibi savrulur her rüzgar estiğinde.
>Ciddi duruşu ve arada bir, minyon gözlüğünün üzerinden etrafı kolaçan edercesine bakışı bile yeter ona aşık olmaya.
>Bana her baktığında yüreğimde 8.3 şiddetinde depremler olur.
>Üstelik bazen düşündükçe bile arada bir, ardcı şoklar yaşıyor kalbim...

Kemal bunları anlatırken, bende rahmetli Zeki MÜREN'in plağını koydum üzeri bir parmak tozlu pigapıma
Ve Kemal konuşması bitmeye mutakıp en sevdiğim ve benim için hatırası olan bir şarkı çalıyordu pigapta

*Saçların tarumar, gözlerinde nem
*Ateşe benzerdin, küle dönmüşsün
*Hayalmi gerçekmi gördüğüm bilmem
*Elden ele gezen güle dönmüşsün...

O akşam gitti Kemal. Uzun süre görüşemedik sonra, benim işlerim yoğundu, koşuşturuyordum sürekli sabahtan akşama kadar.
Hafta sonu birgün gene aradım Kemal'ı merak ettim.
Telefon uzun uzun çaldıktan sonra, annesi açtı telefonu kısık bir sesle '' efendim'' dedi.
''Merhaba Fatma teyze Kemal yokmuydu'' dedim. Sonra ağlamaya başladı kadıncağız...
Hıçkırarak ''Kemal'imi kaybettik'' dedi.
Ne söyliyeceğimi bilemedim, tutuldu dilim, telaşla kapadım telefonu Kemal'ın evine gittim, inanmıyordum.
Gittiğimde çoktan defnetmişlerdi cenazeyi...
Bir tek babası ağlamıyordu.
Ketun, soğuk kanlı, sert bir adamdı Muzaffer amca.
Baş sağlığı diledim, nasıl kaybettiğimizi sordum...
Muzaffer amcanın anlattığına göre;
Bir akşam çok içmiş Kemal ve daha önceden takip ederek adresini bulduğu o kadının evine gitmiş.
Apartmanın önünde rezalet çıkarmış, bağırmış naralar atmış.
Sonra kadının birlikte yaşadığı ahbabı dövmüş bi güzel bizim oğlanı ve kan revan içinde bırakmış sokağın başındaki çöplüğe.
Erkek ya yedirememiş gururuna bizimkisi.
O gece biraz daha alkol alıp, asmış kendini o ince boynundan evin salonuna...
Ertesi sabah salonda sallanan o çilli, kızıl saçlı, tıknaz adamın soğuk bedeniyle karşılaşmış annesi, oracıkta yığılmış yere.
İntahar etmeden önce ayak baş parmağına bir iple bağladığı kağıtta şöyle yazıyormuş;   ''KADIN ve ÖLÜM'' Her ikiside fedakarlık ister, ikiside cesaret gerektirir...

Barış ERKİN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder